DOLAR 8,57210.08%
EURO 10,13730.07%
ALTIN 494,750,00
BITCOIN 3289513,23%
Antalya
33°

AÇIK

04:01

İMSAK'A KALAN SÜRE

Şerefnur Kayhan

Şerefnur Kayhan

17 Haziran 2021 Perşembe

Dim Alacami I ŞEREFNUR KAYHAN YAZDI

Dim Alacami I ŞEREFNUR KAYHAN YAZDI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Paralı kodamanlar çekin ellerinizi artık yaşam alanlarımızdan…

Nefes alacağımız, kana kana içtiğimiz suyumuzu yok edeceğiniz, toprağında çeşit çeşit üretilen ürünlerimizin kökünü kurutacağınız, nefes aldığımız ormanlarımızı yok edeceğiniz.

HES oluşumunu istemiyoruz.

Güneşimiz var, rüzgarımız var, daha ne istiyorsunuz, onlardan yararlanın.

Bakın biz insanların verdiği zararlardan doğa kusmaya başladı, intikam çığlıkları hızla geliyor.

Değerlerimizi yok etmeyelim.

HES’ler (hidrolejik elektrik santralleri) akarsulardaki suların boşa akmasını önlemekte ve bu akış enerjiye dönüştürülmesi için kurulur. Her ne kadar çevreye zarar vermediği söylense de!

Faaliyet sırasında çevreye büyük zararlar verecektir.

Yapım aşamasında üzerine inşa edilecek dereler, kanallar başka bir yöne akıtılacak bu işlem sırasında çevre ve orman zarar görecektir.

İçinde yaşayan canlılar ölecek, erozyon ve sel oluşumları artacaktır.

HES’in olduğu çevrede hastalıklarda artış görülecek.

Ayrıca santralin faaliyeti sırasında Barajlarda yüksek oranda buharlaşma olacağından çevre yörelerindeki toprakların tuz oranını arttırarak toprağın verimliliği azalacaktır yani HES’in faydalarından daha çok zararları vardır.

Dolayısıyla toprak verimliliği azalacaktır. Birilerine para kazandırmak için.

Pırıl pırıl akan içtiğimiz sularımızı; boruların içine hapsedilmesine, ekolojik dengenin bozulmasına, tarımın yok olmasına, orada yaşayan insanların geçim ve yaşam dengesinin bozulmasına izin mi vereceğiz?

Üstelik Alanya’nın içme suyunu bu kaynaktan sağlandığını bile bile.

Birileri para kazanacak diye ticari düşünmek zorunda mıyız?

Doğanın katledilmesine, ormanların yok olmasına, ekolojik yaşamın bozulmasına, ağaçların daha filizlenmeden kesilmesine, topraklarımızın yok olmasına, tarımın bitmesine izin mi vereceğiz? Alanya’da HES istemiyoruz.

Sizler de istemeyin Alanya’nın geleceği için çocuklarımıza iyi bir yaşam bırakabilmek için.

Bugünkü ÇED toplantısında buna ‘hayır’ diyelim.

Dim Alacami Köyü doğal halini suyu ile, tarımı ile Alanya’mıza hizmet etmeye devam etsin.

Başka Alanya yok!

Sağlıkla kalın.

Devamını Oku

5 Haziran

5 Haziran
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sadece 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde değil, her zaman sizlerle paylaştığım, anlatmaya çalıştığım ama maalesef bunların uygulanmasında duyarsız kaldığımız 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nüz kutlu olsun diyemeyeceğim.

Bazı farkındalıkları sizlerle paylaşarak 365 günün bir gününe sığan çevre gününde sadece birazcık sizleri uyandırabilirsem, bunun bile çevreye faydalı olacağını biliyorum.

Dünya nüfusunun hızla artması ve dolaylı olarak sanayileşmenin, tüketimin, atıkların, betonlaşmanın, hatta daha lüks sayılacak ihtiyaçların kullanımı, üretim için kullanılan çevre kaynaklarının tüketiciye düşen fiyatı belirlenemediğinden yaratılan kirliliğin bedeli, teknoloji…

O kadar çok şey var ki ama her biri birbirine bağlı.

Bir yerden başlayıp, bu zamandan sonra aldırış etmeme lüksümüz kalmadı.

Evimizde yapmadığımız davranışları, dışarıda ki çevrenizde de yapmayın.

Bu kadarı da yeter biliyor musunuz.

Bakın sadece insanlar değil; denizler, akarsular, toprak ,dağ, orman, her yer Covid oldu.

Bunların sebebi hep bizleriz.

Suyumuz tükeniyor, topraklarımız yok oluyor, ormanlarımız yanıyor, yaşanabilecek alanlarımız kalmadı.

Beton yığınından nefes alamıyoruz. Hadi kendinizi düşünmüyorsunuz çocuklarınızı, torunlarınızı da mı düşünmüyorsunuz, birlikte olalım el ele verelim.

Bitiyoruz, tükeniyoruz, ölüyoruz, başka dünyamız yok, başka yaşayacak yerimiz yok.

Devamını Oku

65 YAŞ

65 YAŞ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazen bataklıktan çıkmak istedikçe daha çok batarsın ya, tam da o günleri  yaşıyoruz.

Covid-19, şimdi de İngiliz mutantı.

Daha neler çıkacak bilmeden mücadele ettikçe düzeleceğine battıkça batıyoruz.

Her insanın üzerine düşeni yapıyor mu?

Gördüğüm kadarıyla üzerine düşeni koşulsuz kabul edip uyan sadece 65 yaş üstü.

Kim ne derse desin, koşulsuz kurallara uyan 65 yaş üstü. Ruhsal durumları çökse de, evde kalmaktan kasları tutulsa da, evlatlarını, torunlarını göremeseler de, dışarı çıkıp özgürce dolaşamasalar da.

Koşulsuz kurallara uyan 65 üstü…

Umursamadan dolaşanlar, kurallara uymayanlar ise keyfinde, bu vefakar insanları hiçe sayarak hastalık bulaştırıp ölümlerine sebebiyet vermeye devam ediyorlar.

Her insan bireysel vazifesini yerine getirse çoktan bu hastalığı bitirebilirdik.

Bazen beklentilerimizin çok ötesinde şeyler isteriz.

Bunun için zaman ve ortam çok önemlidir bu beklentilerin mantıklı ya da mantıksız olmasından öte bir anlık iyilik saflık, gaflet hayatımızı ya iyi yerlere ya da çok kötü yerlere sürükler.

Bazen ufacık bir cevap bütün soruları çözer, bazen de verilemeyen cevap insanı kahreder çıkmaza sokar.

Neden biz, neden ben, neden onlar değil gibi…

Bazı beraberlikler nasıl özgürlüğü yok ediyorsa bazı yasaklar da artık bizleri yok etmeye başladı.

İşte tam da bu durumda baktıkça batacağımıza baştan bataklığa düşmemek için gayret etmeliyiz.

Başkalarının lokmasını, özgürlüğünü, yaşam hakkını çalmadan yaşamak onurlu yaşamdır. Her zaman kökenlerinizi düşünün ve güzel alışkanlıklarınızı öne çıkarın  tıpkı 65 yaş üstünün  yaptığı gibi
Tıpkı 65 yaş üstünün kurallara uyduğu gibi.

Devamını Oku

Dünyanın yarısı kadın

Dünyanın yarısı kadın
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur, diğer yarısını da kadınlar yetiştirir.

Evet, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.

Gülerek, eğlenerek, dilek ağaçlarına çaput! pardon, dileklerimizi asarak…

Törenler, merasimler, yemekler, programlar…

“Senede Bir Gün” şarkısını dinlemek kadar kolay mı, 1 günde kadını anlamak, kadını dinlemek, kadını baş tacı etmek, kadına iş vermek, kadına değer vermek.

Düşünüyorum da, yaşadığım ilçedeki siyasi partilerde, kamu kurumlarında, önemli kuruluşlarda; Başkan, müdür olan var mı?

STK’lar hariç.

Bugüne kadar kaç tane kadın kaymakam, vali, emniyet müdürü, falanca dairenin müdürü oldu.

Bırakın bölgeyi, Türkiye’de kaç kişi vardır? Çok az…

Mustafa Kemal Atatürk seçilme hakkını vermese; bakan, milletvekili de olamazdı kadınlarımız.

Cumhuriyet devrimleri ile tanınan sosyal, kültürel, hukuki haklar sayesinde toplumda büyük ölçüde erkeklerle eşit haklara sahip olmuşlar. Olmuşlar da, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini koruyabilen kaç kadın var seçilen bu devirde?

Koltuğa oturdu mu en büyük haksızlığı yine onu seçen hemcinslerine yapıyor.

Hala daha kadın erkek eşitliği arıyoruz?

Hala niye “kadına şiddete hayır” diye bağırıyoruz?

Hala niye çocuklarının önünde anneler öldürülüyor, gözü kaşı patlatılarak sokağa terk ediliyor?

Hala niye karar mercilerinde yer almıyor?

Öyleyse eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayrımcılığı nasıl sorun olmaktan çıkarabiliriz bunları düşünmek zorundayız.

En büyük kötülüğü, kıskançlık, ego, koltuk sevdası ile hemcinslerimiz yapmıyor mu?

Kadının yönetimde eksik temsili demokrasinin sorunu, kadının evinde ezilmesi de eğitim sorunudur.

İnsan hakları aslında kadın erkek bütün bireyleri kapsamıyor mu?

Eşit, özgür ve onurlu yaşama hakkı olan doğarken, sahip olduğumuz bu temel haklar ömrümüz boyunca kesintisiz olarak sürer, vazgeçilmez ve hiçbir durumda değiştirilemez.

Ancak zaman zaman yasaların gerektiği gibi uygulanmadığı ve haklarımızı da bu yüzden yeterince koruyamadığımız da ortadadır.

İşte bu uygulamalar yüzünden kadının insan hakları kavramına ihtiyaç duyuyoruz.

-Siz hiç sokak ortasında kadın tarafından katledilen erkek gördünüz mü?

-Siz hiç “Haydi Kızlar Okula” yerine “Bütün Çocuklar Okula” kampanyası gördünüz mü?

-Siz hiç erken ve zorla evlendirme de yaşlı bir kadınla evlendirilen bir oğlan çocuğu gördünüz mü?

Göremezsiniz, çünkü kadının adının bile yok olduğunu savunuyorsunuz. (İstisnalar elbette var ve var olmaya devam edecektir)

Ama biz kadınlar varız, sizi 9 ay karnında taşıyan, büyüten, evlatları için canını bile verecek biz analar, kadınlar varız. Var olmaya da devam edeceğiz. Birlikte sevgiyle.

Daha çok işimiz var.

Sevgi dolu, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz.

Devamını Oku

DOĞAMA DOKUNMA!

DOĞAMA DOKUNMA!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şu fotolarda oynama programları çıkalı insanlar nasıl da değişti.

Gerçek halini bilmesek ‘aa’ falan diyeceğimiz gelir.

İyi de neden gereksinim duyulur, onu da anlamış değilim. İnsanoğlu olarak şükretmesini, var olanı iyi bakarak, koruyarak yaşamayı niye akıl edemiyoruz.

Yüzüm güzel değilmiş, varsın olmasın, yüreğin güzelse mesele yok.

Onu yapamamışım,

Bunu yapamamışım,

Şöyleymiş, böyleymiş…

Gerçeğin dururken sahte yüze ne gerek var. Senin aslını biliyoruz, sen bir sürü programlarla yüzünü güzelleştirsen ne olur, güzelleştirmesen ne olur.

Bizi güzelleştiren, yaşamamıza sebep olan huyumuz, yüreğimiz, çalışmalarımız, doğal halimiz. Doğayı güzelleştiren de kendi halinde kalması.

Bunun için çabalamalıyız. Etrafınıza bakın, sizi rahatsız eden olaylara, sizi hasta edecek çevreye tepki verin. Verin ki suni programlara, geçici estetiklere izin vermeyin.

Doğal yaşayın, doğal beslenin. Etrafınıza bakın, yanlış olana “dur” deyin.

Bir haftadır yazıyoruz, bağırıyoruz, bölgemizde bir dolum tesisi var.

1. ÇED iznini görmezliğe, dayıya, amcaya dayanarak devasa bir dolum tesisini bölgemizin en bakir, en güzel sahiline konduruverdi. Sonra “bu yetmez” dedi, genişletme çalışmalarına koşmaya başladı.

Bir avuç çevreci, siyasi duyarlı kişi mahkemeye başvurdu, sonuçta bilirkişi genişletme koşularına “dur” dedi.

Sonrası mı?

İtiraz ettiler, şimdilerde Ankara’yı adeta su yoluna çevirdiler.

“Biz bu koşuya devam edeceğiz ve orayı Aliağa neymiş ki, biz Alan-Ağa yapmaya karar verdik” diyerek.

Dolum deposuna bakıyorsunuz, havaalanının yanı, Sahile bakıyorsunuz deniz kaplumbağalarının üreme alanı, kum zambaklarının en yoğun olduğu yer, başınızı çevirseniz tarım alanı, mis gibi muzlarımız, birkaç kilometre etrafına bakıyorsunuz, turizm cenneti Alanya. Denize bakıyorsunuz, kocaman dolfen.

Diyoruz ki; “Burası uygun değil, burası turizm kenti, burası tarım alanları.”

Bağırıyoruz, haykırıyoruz, kimseden ses çıkmıyor. Neredesiniz, “Başka Alanya yok” diyenler, neredesiniz “Her şey Alanya” için diye koltuğa yapışanlar, neredesiniz “turizm kenti” diyenler.

Bu tesis büyürse, ne turizmden ne de tarımdan bahsedemeyeceksiniz.

Hadi canlanın biraz Alanya için. Başkalarının cebi dolacak diye bu kenti cehenneme çevirmeyin.

Bu tesisin güzel şehrimizin üzerine kusmadan “dur” deyin.

Yani estetiğe gerek yok, gerçek zaten doğal güzellikte.

Doğal güzelliklerimize dokunmayın artık…

Doğanın ve güneşin gülümsediği günlerde sağlıkla kalın.

Devamını Oku