DOLAR 15,8769 0.2%
EURO 16,8435 -0.21%
ALTIN 945,160,54
BITCOIN 4684230,98%
Antalya
23°

PARÇALI BULUTLU

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İhsan Ticaret
Bagislar Construction
Turizmi tanıtımla değil algıyla yönetmek I ALPER KUTAY YAZDI

Turizmi tanıtımla değil algıyla yönetmek I ALPER KUTAY YAZDI

ABONE OL
08:06 - 14 Mayıs 2022 08:06
Turizmi tanıtımla değil algıyla yönetmek I ALPER KUTAY YAZDI
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Fıkra bu ya…

250 bin Dolar’ı basıp -ki bir iki hafta önce güncelleme yapıldı, rakam 400 bin Dolar’a yükseltildi- parayı bastırıp Alanya’dan konut satın aldıkları için TC vatandaşı olan bir Rus, bir Ukraynalı, bir Suriyeli, bir Iraklı, ve dedesinin Kurtuluş Savaşı’nda kanıyla canıyla kazandığı mısak-ı milli sınırları içerisindeki topraklarda doğmuş büyümüş hakiki bir Türk vatandaşı, Mahmutlar Mahallesi’ndeki 15 katlı lüks sitenin çardağında otururken, aralarında “Hangimiz daha iyi TC vatandaşı!” tartışması başlar.

Fıkraya az sonra devam edeceğiz…

Rivayet odur ki…

Bundan binlerce yıl önce, mülkiyet bilincinin oluşmadığı, kiracı-ev sahibi kavramının icat edilmediği, 1+0 stüdyo tipi mağaralarda yaşanan, kadın ve erkeğin çiftleşip çocuk yapmaya başladığı dünyanın ilk dönemlerinde, erkek sabah erkenden uyanıp kaldıkları mağaranın kapısına çıkar, gökyüzüne bakarmış.

Direkçi İletişim

Gökyüzü bulutsuz ve masmavi ise, o gün avlayacağı tüm hayvanların inlerinden veya yuvalarından çıkıp ormana yayılacaklarını, böylece kolayca avlanıp kadınına ve çocuğuna akşam et getireceğini bilir, keyiflenir, mutlu olurmuş.

Mağaranın kapısından yukarı bakıp “mavi” gökyüzünü gören erkeğin mavi’ye olan tutkusu buradan gelirmiş.

Rivayet bu ya…

Daha bir iki sene öncesine dek, erkeğin kimlik kartının “mavi” olmasının sebebi de bundanmış.

Peki, kadının kimlik kartı neden “pembe” olmuş.

Onun da mantıklı, en azından kulağa hoş gelen bir öyküsü var.

Rivayet odur ki…

“Mavi” gökyüzünü görüp kendisi ve ailesi için ormana taze et avlamaya giden erkeğin peşinden ormana dalıp meyve, sebze ve faydalı bitki toplamaya çıkan kadının kriteri de, olgunlaşmayı simgeleyen “pembe” renge sahip meyve ve sebzelermiş.

Kucağında bebeği, vahşi doğada yırtıcı hayvan saldırısına karşı fazla vakti olmayan kadın, pembeleşince olgunlaştığına inandığı tüm “pembe” bitkileri, o dönemin sebze ve meyvelerini çıkınına doldurup alelacele mağarasına döner, akşam gelen taze av eti ile birlikte bu pembe bitkileri pişirip erkeğine ve çocuğuna yedirirmiş.

Mavi’ye tutkun erkek ile Pembe’ye meftun kadının renklere karşı algısı, tutkusu buradan gelirmiş.

Belki Amerika ve Avrupa’nın bilmem kaç yüzyıl önce keşfettiği, bizim gibi oryantalist ülkelerin çok geç fark edebildiği “algı yönetimi” artık sadece büyük holdinglerde değil, çok küçük işletmelerde, hatta pazar tezgahlarında bile kullanılıyor.

Şöyle ki…

Bundan birkaç yıl önce, evin eksik gediğini tedarik için Cuma Pazarı’na gittim.

Sanırım mağara döneminden kalma bir bilinçaltımız ve algı sistematiğimiz olduğundan, domatesin “en kırmızı” olanının en taze, patates ve soğanın “en sarı” olanının en makbul, biber, salatalık ve maydanozun “en yeşil” olanının en iyi olduğunu zannederek pazarda dolaşırken, sadece domates satılan bir tezgahın önünde durdum, pazarcıya, “Bunlar iyiye benziyor, çünkü hepsi çok kırmızı gözüküyor. Ver bakalım iki kilo” dedim.

Hemen yanımda durduğunu sonradan fark ettiğim 55-60 yaşlarındaki bir abla, pazarcıya çaktırmadan bana doğru eğilip, “Yukarı bak yukarı” dedi.

Yukarı baktım, tuhaf veya bakmamı gerektirecek farklı bir şey olmadığını söyleyecekken, “tente kırmızı, domatesin kıpkırmızı oluşu ondan” dedi.

“O an donup kaldım” desem yeridir.

Tente, gerçekten de bir bayraktan bile daha kırmızıydı, dolayısıyla güneş ışınları yukarıdan vurunca, tentenin tüm kırmızılığı adeta domatesin üzerine yağıyordu ve yakından bakınca pek de öyle ahım şahım bir kırmızılığı olmayan domatesler, ta 50 metre öteden bile adeta “Gel, beni al” diyordu.

Olduğum yerde 360 derece dönüp tüm pazarı uzaktan kolaçan ettim ve pazarcıların o müthiş algı yönetimiyle sarsıldım.

Soğan ve patateslerin üzerinde sarı, salatalık, biber ve maydanozların üzerinde yeşil tenteler vardı, dolayısıyla güneş ışınları yukarıdan vurdukça en solmuş patates ve soğanlar sapsarı, en hayatından bezmiş biber ve salatalıklar yemyeşil duruyordu, tıpkı manasız bir şekilde kıpkırmızı duran domatesler gibi.

Pazarcı olayı fark ettiğimi anlamış olacak ki, kıs kıs gülerek, “N’apalım abi, ekmek parası” deyip, algı yönetimiyle kıpkırmızı gösterdiği domatesleri doldurduğu poşeti elime tutuşturuverdi.

Gelelim sadede…

Bugün “Bodrum” deyince aklımıza İstanbul’daki sanat, spor ve müzik camiasının bir cümle ünlüsü, lüks yatlar, biic kapatan Suudi prensleri, tek lahmacunun 250, tek bardak ayranın 50 liradan satıldığı plajlar geliyorsa, bu algı yönetiminin bir sonucudur.

Bugün “Alaçatı” denilince aklımıza rüzgar sörfü, Çağla Kubat, Alaçatı Evleri falan geliyorsa, bu da algı yönetiminin bir ürünüdür.

Paris deyince Eyfel Kulesi, Roma deyince Aşk Çeşmesi, Venedik deyince gondol sefası geliyorsa aklımıza, algımız çoktan ele geçirilmiştir.

Paris’te bomba patlamış, 100 kişi ölmüş, Roma’da tecavüz çoğalmış, Venedik’te hırsızlık tavan yapmış, bunları göstermez size algı yöneticileri.

Başka kaynaklardan görseniz bile hemen başka enstrümanları devreye sokup sizi yine istedikleri mecraya yönlendirirler, Eyfel’in, Pisa’nın, gondolun resmi zinhar çıkmaz bilinçaltınızdan.

Bunlar kendiliğinden değil, sistematik, profesyonel çalışmaların sonucudur.

Şimdi size on puanlık bir uzman sorusu…

Bırakın başka şehirde yaşayan eşinizi, dostunuzu, hısım akrabanızı, veya samimi dostlarınızı.

Bu şehirde yaşayanlar olarak, “Alanya” deyince sizin aklınıza ilk ne geliyor?

Deniz, kum, güneş mi?

Onlar Bodrum’da da var, Çeşme’de de.

Lüks oteller, restoranlar mı geliyor yoksa?

Onlar Belek’te de var, Kemer’de de.

Kale, Kızıl Kule, Tersane mi?

Allah’tan zamanında Alaaddin Keykubat buralara gelmiş, 800 sene önce bu eserleri yaptırmış. Onlar da olmasa pazarlayacak -neredeyse- hiçbir şeyimiz yok!

“Alanya” deyince aklınıza başka bir şey gelmiyorsa, her sene Bodrum, Çeşme, Fethiye tam kapasite yerli turist dolunca kendi otellerinizi doldurmaya başlamayı göze alacaksınız o halde.

Satacak başka bir şeyiniz yoksa, diğerlerinin oteline almayı, şehir merkezine sokmayı kabul etmediği turist profiline razı olacaksınız o halde.

Kıssadan hisse…

Zararın neresinden dönersek kârdır.

Yapanlara, katılıp emek sarf edenlere saygımız sonsuz, lakin, bu işin sadece yurtiçi ve yurtdışı fuarlarda dağıtılan eşantiyon ürünlerle olamayacağının farkına varmamız, profesyonellerden destek almamız, misal sosyal medyayı artık daha etkin kullanmamız şart olmuştur.

Gelelim girişteki fıkranın devamına…

250 bin Dolar’ı basıp -ki bir iki hafta önce güncelleme yapıldı, rakam 400 bin Dolar’a yükseltildi- parayı bastırıp Alanya’dan konut satın aldıkları için TC vatandaşı olan bir Rus, bir Ukraynalı, bir Suriyeli, bir Iraklı, ve doğma büyüme Türkiye’den olan bir Türk vatandaşı, Mahmutlar Mahallesi’ndeki 15 katlı lüks sitenin çardağında otururken, aralarında “Hangimiz daha iyi TC vatandaşı!” tartışması başlar.

Ve tartışma saatlerce sürer gider…

Bir Rus’un, bir Ukraynalı’nın, bir Ortadoğulu’nun 250 bin Dolar’ı bastırıp benimle aynı statüde sayılması bile fıkranın ta kendisidir, devamı yoktur, zaten olmamalıdır.

Arz ederim…

-BİTTİ-

Özkaya Sigorta

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Özkaya Sigorta


HIZLI YORUM YAP