DOLAR 18,5920 0.01%
EURO 18,2242 0.18%
ALTIN 1.023,190,04
BITCOIN 371417-0,91%
Antalya
23°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

İhsan Ticaret
Bagislar Construction
BİR POLİTİKACI KOLAY YETİŞİR Mİ

BİR POLİTİKACI KOLAY YETİŞİR Mİ

ABONE OL
12:49 - 18 Ocak 2020 12:49
BİR POLİTİKACI KOLAY YETİŞİR Mİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı yazılarda, okuyucuyu meraklandırmak için yanıtı en sonda vermek iyi bir yöntemdir.

 

Bazı yazılarda ise cevabı en başta verip, onu açıklamaya girişmek daha iyi bir tartışma getirir.

 

İşte bu yazı da ikinci kategoride olanlardan. Eğer burada tartıştığımız konu “Devlet Adamı” düzeyinde bir politikacı yetiştirmekse cevap çok nettir, yetiştirmek hiç de kolay değildir.

 

Peki bu cevaba nasıl ulaşıyoruz, şimdi de onu tartışalım.

 

*

 

Bu yazının ortaya çıkma nedeni önceki günlerde aldığımız üzücü bir vefat haberiydi. Önceki başbakanlarımızdan, CHP’nin üçüncü, DSP’nin ise kurucu genel başkanı Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’in hayatını kaybettiğini öğrendik.

 

Politikada aktif bir görev almamasına rağmen, takdir edeceğiniz gibi kadın başbakanımız Tansu Çiller kadar bilinen ve konuşulan bir figürdü.

 

Bizim kuşağımız için daha önemli olan kısmı ise, bizlerin bu figürlerle büyümüş olmasıydı. İleride bir gün politikaya atılacaksak da, ondan uzak duracaksak da, önümüzdeki örneklere göre bunun kararını verecektik.

 

İşte Rahşan Hanım da 80 ve 90 kuşağı politikacılarının önünde dikkat çekici bir örnektir.

 

Peki bizler, bu durumdan ne öğrendik, politikayı ve politikacı olmayı nasıl anladık? Şimdi onu anlatalım ki politikacı yetiştirmenin zorluğunu da yavaş yavaş görelim.

 

*

 

Elbette ki Rahşan – Bülent Ecevit seviyesine ulaşmadan önce bahsedilmesi gereken birçok seviye var.

 

Öncelikle bir genç olarak, politikaya atılmak zor değil. Hangi partiden olursanız olun, ülke sorunlarına meraklı, vakit ayırmak, çalışmak, araştırmak isteyen her genç, partisinde mutlaka bir yer bulabiliyor.

 

Politikacı yetiştirmekte iyi olduğumuz tek konu ise bu ilk adım. Bundan sonraki gelişmeler ise tamamen engeller ve zorluklar üzerine dayalı oluyor.

 

Yarının Cumhurbaşkanı olmak isteyen gençler, öncelikle yerel siyasetin dinamiklerini öğrenmeye çalışıyor. Odalar, dernekler, sendikalar derken yavaş yavaş birikimini arttırıyor ve temel çözüm önerileri geliştirmeye başlıyor.

 

Bu noktada önce parti içi rekabetten nasibini alıyor. “Daha iyisini yapma” mücadelesi içinde, daha henüz yeterince tanımadığı politik grupların içinde genç bir politikacının harcanma ihtimali çok yüksek. Yanlış bir harekette, karşı grupların tepkisini çekerek, ilk izlenimi kötü vermek, muhtemelen bir gencin en son isteyeceği şey.

 

Üstelik bu gençler, kongreler, adaylıklar derken sürekli bir seçme durumu ve baskısı altında kalıyor.

 

Bu eleme sürecinde, emin olun ki çok az genç siyaset arenasında hayatta kalabiliyor. Çünkü, bir kez tökezleyenin elinden tutma, yeniden mücadelenin içine sokma prensibi ne yazık ki ülkemiz anlayışında yeterince yerleşmiş değil.

 

Parti içi rekabet aşamasını tamamlayarak kendisini kabul ettiren gençler için ise çok daha büyük bir sınav başlıyor: Diğer partilerle olan yıpranma süreci.

 

Diğer partilerle rekabet edebilmek için, gencimizin elinde birçok koz olmak zorunda. Bir kere yaptığı işte, arkadaş ve aile ilişkilerinde iyi ve saygın olmalı ki yıpratılmaya karşı söyleyecek sözü ve yanında destekçileri olabilsin.

 

Çünkü giydiği kıyafetten, yediği yemeğe, konuştuğu kişilere kadar tam bir “magazin” ilişkisi çerçevesinde ve politikayla çoğu zaman hiçbir ilgisi olmayan nedenlere karşı cevap vermek her zaman beklendiği kadar kolay olmayabiliyor.

 

Bunun dışında, sosyal medyanın da gelişmesiyle, artık gelişigüzel eleştirilere de maruz kalmak mümkün. Kentinize on yıllar boyunca konuşulacak, muazzam bir projeyi getirip uygulasanız bile, hiç olmadık nedenlerden, tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır eleştiriler alabiliyorsunuz.

 

*

 

Örnekleri uzatmak mümkün ama buraya kadar okuduysanız siz de farklı örnekleri kafanızda şimdiden canlandırmışsınızdır.

 

İşte bu son seviyede de ayakta kalan politikacı, bizim elimizde kalan yegâne değerdir. “Sinirleri alınmış” olarak bahsederiz.

 

Aslında gerçekte olan ise o kişinin sinirlerinin alınmış olması değil, siyasetin felsefesini artık yerleştirmiş olmasıdır.

 

Bu seviyeye gelen bir kişi artık “ben bilirim” demez, olmadık eleştirilere kulak verip kendini yıpratmaz, hedefine giden yolda odağını kaybetmez.

 

Bilir ki, nasıl ki bir mimar bir sokağa baktığında estetiği, nasıl ki bir emlakçı sokağa baktığında mali değeri görüyorsa, bir politikacı sokağa baktığında yalnızca dert görür.

 

Evet, her bir evin içinde çözülmeyi bekleyen, kendine özgü ve sayısız dert vardır.

 

Gerçek bir politikacı bu dertleri kendine de dert edindiği için onu yıpratıcı bir hayat beklemektedir.

 

*

 

Gerçek anlamda bir değer yetiştirebilmek oldukça zorken, çok da kolay harcıyoruz üstelik.

 

Bu hengamenin içindeyse, yalnızca politikaya değil, sanata da değer veren, aşkı bilen, sevgiyi paylaşan, dertlere bu anlayışla yaklaşan, geçmişi bilen ve geleceğe tereddütsüz yol alan bir çift, Rahşan ve Bülent Ecevit, yeniden buluştular.

 

Huzur içinde uyusunlar.

 

Artık insanımızın, ülkemizin dertlerini kendimize dert etme sırası bizlerde.

 

Nasıl yapacağımızı ise sizlerden öğrendik…

Özkaya Sigorta

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Özkaya Sigorta


HIZLI YORUM YAP